Sana bir boyun atkısı lazım. Kış geldi.*

20141201_120919Üzerine büyük harflerle “KIRILACAK EŞYA” yazılmış küçük bir koli gibiydi çocukluğum. En çok doğum günlerimi severdim, kutlamalar bir ay sürerdi. Herkes beni ne kadar sevdiğini göstermek için sıraya girerdi. Muzlu çikolatalı pastalar ve hediye paketleri arasında mutluydum taa ki bahsi geçen herkesin bir araya gelmemek için, beni evden eve kırmadan taşımaya çalışırken, gözlerinde sevgiden öte merhamet görene kadar.

“Defolu!” diye yarı fiyatına satılan bir sepet dolusu elbise gibiydi gençliğim. Büyüklerimin bana öğrettiği gibi, kendimi ne kadar sevdiğimi cümle âleme göstermek için doğum günlerimi haftalarca kutlamaya devam ettim. Aslında pek sevemedim taa ki bir gün kendimi unutup, seni sevmeye başlayana kadar.  Okumaya devam et

Lütfen Eve Dönelim..

LutfenEveDonelimYabancı değil, benden bir parça. Kendimi bildim bileli hep içimde bir yerde durur, ara sıra yoklar, şimdilerde yakamı bırakmıyor. Hani sabahın köründen akşamın bir vaktine, oradan oraya sokaklarda sürüklendiğin bir günde, hava soğuksa, hele de yağmur varsa, bir de ayakkabıların su almışsa, hiçbir kuytuda için ısınmıyorsa ve kendini  pis hissediyorsan ve çoraplarını kurutacak bir yer bulamadıysan ve de çok yorgunsan, zorla bile gülümseyemiyorsan, kahvenin şarabın hatta sigaranın dahi tadı kaçtıysa yarenine dönüp dersin ya:

“Lütfen eve dönelim.”

Hava yirmi bir derece, güneşli; diyor haber bültenleri. Ayaklarım yerden soğuk çekmesin diye bağdaş kurmuşum kanepenin köşesinde, sırtımda hırkam, üzerinde battaniye tir tir titriyorum. Duvarları izliyorum saatlerdir. Sağa devriliyorum bazen, bazen de sola. Kaburgalarımın içinde 7,6 şiddetinde bir deprem oluyor, iç organlarım birbiri üzerine yıkılıyor. Okumaya devam et

İki Özgür Ruh

Sezen, 2013, Rumeli Hisarı

Sezen, 2013 Ağustos, Rumeli Hisarı

Merhaba, ben Fulsen. Hatırladınız biliyorum; 32’sine doğru, garson ve mutlu kadın. Bir vakit önce boş bir sayfanın önünde çırılçıplak soyundum; siz beni öyle tanıdınız. Hikayedeki boşlukları kendinizce doldurdunuz. Ben mi? Sigarayı bırakıp, tütüne başladım. Yanaklarım kızardı sık sık. Uzun zamandır sesini duymadığım arkadaşlarımla konuştum. Evi temizlemeyi biraz ihmal ettim. Aynalara daha fazla baktım, geçmişteki ‘ben’lerle daha çok konuştum.

Bir zamanlar… Duvardan duvara kütüphanem vardı, bir sabah uyandım tüm kitaplarımı “Bu kitabı okusa ne güzel olur” dediğim insanlara dağıttım.  Yatak odamdan büyük giyinme odam vardı, kıyafetlerimin beşte biri ile yaşabileceğimi kabul edip, kalanını ihtiyacı olanlara dağıttım. Hafifledim. Ama ben de insanım, sahip olma ve biriktirme güdümle hala her gün savaşıyorum. Vazgeçemediğim tek şey ise ‘insanlarım’.

Her birikim ‘bir’ ile başlamaz mı? Okumaya devam et

32’me doğru, garson ve mutlu..

Fulsen TürkerMerhaba, ben Fulsen. Kimileriniz aslımı bilir, kimileriniz bu kağıtlar üzerindeki suretimi.

Evet, ben Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Babam yok. On dört yıldır oğlak burcuyum. Kullandığım her kelimenin anlamını en az yedi kez sorgulamışımdır. Kafein, nikotin ve etanol severim. Uzun yıllar cinsiyetsiz çirkin bir varlık olduğuma inanarak yaşadım. Yirmi yaşıma geldiğimde kadın, yirmi bir yaşıma geldiğimde güzel bir kadın olduğumu keşfettim. Annem yok. Kadınların takdirini kazanıp, erkeklerin hayranlıklarını toplayarak bu yaşıma kadar geldim. Çok güzel hatalarım var, hepsini ayrı ayrı severim. Hatalarımın yarısına sebep cin tonik kadehlerini ise daha çok severim. Bir süredir herkese karşı fütursuzca dürüstüm. Güneşe, sivrisinek ısırığına ve hayata karşı alerjim var. Tüm talihsiz yaşanmışlıklarımın beni hayata karşı daha güçlü kıldığına inandım ve iyi yazabilmek için en kötüsünü yaşamam gerektiğine kendimi inandırdım. Üç kız kardeşim var; ikisinin adı Melek. Kadınlarla konuşmayı, erkeklerle sevişmeyi severim. Okumaya devam et