Çirkin

Herkesin olduğu gibi benim hayat çizgimde de olayların gidişatını değiştiren ve dünya tarihi ile kıyaslandığında önem derecesi meçhul hayatımda yeni bir çağın başlangıcı sayılabilecek milatlar var. Misal Leonard Cohen konserini dinlemeden öncesi ve dinledikten sonrası, Robert A. Heinlein’nın Yaban Diyarlardaki Yabancı’sını okumadan öncesi ve okuduktan sonrası, tarih sayfalarında ilk sevgilim olarak kendini kayıtlara geçirmiş G..’yle birlikte olmaya başlamadan öncesi ve onu terk ettikten sonrası gibi. Son örnekteki zaman kaymasının sebebi ise aradan geçen yıllardan sonra bahsi geçen şahısla olan hatıralarımın gerçekliğini sorguluyor oluşum ki bu ilerleyen günlerde başka bir itirafnamenin konusu olabilir ama bugün üzerinde durmayalım.

Bu gecemize konu olacak milat ise bir İstanbul hikayesi ve de bir İzmir yüzleşmesi. Cezai ehliyetimi almama daha 5 ay vardı. Sadece yeni bir şehre taşınmakla kalmamış, yeni bir hayata ve hatta yeni bir kimliğe taşınmıştım. Okumaya devam et

Huzur Pazar günlerine dair bir şey..

FulsMantiYapiyorGüneşli bir Pazar günü hatırlıyorum. Dedem, anneannemin eve toz girmesin düşüncesiyle kapattırdığı balkon camlarını açmış, önüne boya sandığını almış sırayla tüm aile efradının ayakkabılarını boyuyordu. Açılmış camı fırsat bilen ben, bir yandan dedemi izliyor bir yandan da hafifçe camdan sarkarak apartman kapısının önünde arabayı yıkayan dayım hala orada mı diye göz ucuyla bakıyordum. Arabaların apartmanların önünde yıkandığı yıllardı. Sanırım 6 ya da 7 yaşındaydım. O sırada anneannem içeriden “Fulseeeeeen gel, mantıları kapa” diye seslenerek beni çağırırdı. Anneannemin bana seslenişleri sağ olsun evimizdeki muhabbet kuşlarına hiç adımı söylemeyi öğretmek zorunda kalmamıştım. Buna benzer pek çok gün var hafızamda hepsi de bir Pazar günlerine denk geliyor, ne hikmetse. Okumaya devam et

Boş bir sayfa..

1987'den ilk defter, ilk kendime notHafıza ve hatıra üzerine düşünüyorum bu günlerde. Bazı zamanlar seyrettiğim filmleri, okuduğum kitapları unutuyorum diye, yaşamış olabileceğim çok özel anları unutmuş olabilirim diye üzülüyorum. İşte o zamanlarda hafızayı hatıraya çevirmek için daha fazla not tutman gerektiğini düşünüyorum. Hafızamdaki o ana dönmenin verdiği utançla gözlerimi sımsıkı kapatıp, dişlerimi sıkıp, suratımda ekşi limon yalamışım gibi bir ifadeyle, tırnaklarımı avucumun içime saplarken kafamı sola doğru çevirdiğim bazı hatıraları gerçek zamanlı kağıda döktüğüm not defterlerini atmış olduğumdan sebep kızıyorum zaman zaman kendime. Zaman zaman boş bir sayfanın karşısına geçip, bir sigara yakıp, yazmayı düşlüyorum. Yazmak ne zaman bu kadar zor oldu, onu düşünüyorum.

Hafızamdaki ilk hatıra üç yaşımı doldurduğum gün, doğum günüm. Beni az çok tanıyanlar ilk hatıramın bir doğum günüme dair olmasına şaşırmayacaklardır. Aydınlık bir oda ve beyaz çarşaflara vuran güneşi hatırladığıma göre mevsimini ve iklimini şaşırmış bir Aralık günü olsa gerek. Okumaya devam et