Sana bir boyun atkısı lazım. Kış geldi.*

20141201_120919Üzerine büyük harflerle “KIRILACAK EŞYA” yazılmış küçük bir koli gibiydi çocukluğum. En çok doğum günlerimi severdim, kutlamalar bir ay sürerdi. Herkes beni ne kadar sevdiğini göstermek için sıraya girerdi. Muzlu çikolatalı pastalar ve hediye paketleri arasında mutluydum taa ki bahsi geçen herkesin bir araya gelmemek için, beni evden eve kırmadan taşımaya çalışırken, gözlerinde sevgiden öte merhamet görene kadar.

“Defolu!” diye yarı fiyatına satılan bir sepet dolusu elbise gibiydi gençliğim. Büyüklerimin bana öğrettiği gibi, kendimi ne kadar sevdiğimi cümle âleme göstermek için doğum günlerimi haftalarca kutlamaya devam ettim. Aslında pek sevemedim taa ki bir gün kendimi unutup, seni sevmeye başlayana kadar.  Okumaya devam et

27’inde ölemediysen, 30’larında yeniden doğacaksın..

PicsArt_1419190663446Doğdum. Her hangi bir yılın 365 gününün her hangi birinde doğdum. Dişlerim, pençelerim, yürüme ve kendini besleme gibi kabiliyetlerim olmadığı için ilk birkaç yılımı başkalarına muhtaç yaşadım. Sonra öğrenmeye ve seçmeye başladım. “Gençken hevesini al, tadını çıkar” dediler, ben de önüme ne geldiyse denedim. Hangi şarabı seveceğimi, kahvemi nasıl içeceğimi seçtim. Aşklar seçtim, işler seçtim, eşler seçtim. Seçtim mi, seçtim mi zannettim sorgusuna girmiyorum bile artık, zorunlu seçmelilerden bile olsa ‘ben’ seçtim işte. Başka bir şeyler de seçebilecekken bunları seçmeyi tercih ettim. En sevdiğim yönetmenleri, en sevdiğim yazarları, en sevdiğim şarkıları seçtim ve ‘ben’ oldum. Görecelik taşısa da bence güzel bir şey oldum ama 27 yaşında ölen Rock yıldızlarından biri olmadım, zaten sesim de güzel değildi. Yıldız olmama da gerek yoktu, annem gibi de 27 yaşında ölebilirdim ama ölemedim. Devam ettim.

Seçtiğim ve sevdiğim mekânlarda, sevdiğim arkadaşlarımla, sevdiğimiz müzikleri dinleyip sevdiğimiz içkilerimizi yudumlarken, bir yerden sonra hep aynı yere dönen muhabbetler yapıyorduk. Ertesi gün de bir sonraki hafta da… ‘Ben’ olabilmek için harika yirmi, yirmi beş yıl yaşa; sonra aynı ‘ben’e elli altmış yıl mahkûm kal. Niye? Bir kurulu düzenimiz olsun diye. Okumaya devam et

Boş bir sayfa..

1987'den ilk defter, ilk kendime notHafıza ve hatıra üzerine düşünüyorum bu günlerde. Bazı zamanlar seyrettiğim filmleri, okuduğum kitapları unutuyorum diye, yaşamış olabileceğim çok özel anları unutmuş olabilirim diye üzülüyorum. İşte o zamanlarda hafızayı hatıraya çevirmek için daha fazla not tutman gerektiğini düşünüyorum. Hafızamdaki o ana dönmenin verdiği utançla gözlerimi sımsıkı kapatıp, dişlerimi sıkıp, suratımda ekşi limon yalamışım gibi bir ifadeyle, tırnaklarımı avucumun içime saplarken kafamı sola doğru çevirdiğim bazı hatıraları gerçek zamanlı kağıda döktüğüm not defterlerini atmış olduğumdan sebep kızıyorum zaman zaman kendime. Zaman zaman boş bir sayfanın karşısına geçip, bir sigara yakıp, yazmayı düşlüyorum. Yazmak ne zaman bu kadar zor oldu, onu düşünüyorum.

Hafızamdaki ilk hatıra üç yaşımı doldurduğum gün, doğum günüm. Beni az çok tanıyanlar ilk hatıramın bir doğum günüme dair olmasına şaşırmayacaklardır. Aydınlık bir oda ve beyaz çarşaflara vuran güneşi hatırladığıma göre mevsimini ve iklimini şaşırmış bir Aralık günü olsa gerek. Okumaya devam et