Kırın kalemi, atın beni de içeri..

“Benim ya da diğer ateistlerin din karşısında ara sıra takındığımız bu düşmanca tavır sadece kelimelerle sınırlıdır. Ben ilahiyat kaynaklı bir tartışma yüzünden hiç bir yere bomba atmayacağım, kimsenin kafasını kesmeyeceğim, kimseye taş fırlatmayacağım, kimseyi çarmıha gerip yakmayacağım, kimseye işkence etmeyeceğim veya gökdelenlere uçakla çarpmayacağım.” – C. Richard Dawkins

Sen Beni De Fazıl SayBen dinlere inanmıyorum ve yalnız değilim.

Biz dinlerinize inanmıyoruz ve biz hiç de az değiliz.

İnanmıyoruz çünkü biz, önümüze sunulan her bilgiyi sorgulamadan kabul edenlerden değiliz.

Düşünüyoruz. Sorguluyoruz.

Doğduğumuzda kulaklarımıza adımızla birlikte üflenmiş dinlere inanmama kararını verene kadar o kadar çok düşünüyoruz ki sizlerin hayatınızı idame ettirmek için bir dine inanmaya neden ihtiyacınız olduğunu da çok iyi anlıyoruz.

Ölümden korkmanızı, ölümden sonrasının bilinmezliğinden korkmanızı ve kendinizi güvende hissettirecek bir yalana inanmanızı ‘insani’ buluyor, anlıyoruz. Bu dünyadaki tüm sömürülere, yoksulluklara ve yoksunluklara tahammül edebilmeniz için bir sonraki seviyede –ölümden sonra- ödüllendirileceğinize inanmanızı ‘insani’ buluyor, anlıyoruz. Okumaya devam et

Reklamlar

Bu dünyadaki en tımarhanelik icat kağıt paradır

Sponsor Aranıyorİki şort iki tişörtlü hayatımla vedalaşmamın üzerinden çok geçmeden, topuklu ayakkabılarla yürümeyi yeni yeni öğrendiğim günlerden biriydi. Yüksek lisansımın ilk dönem kaydını yaptırmak için koridorları o zaman yeni, soğuk ve yabancı kokan üniversite binasına girdim. Daha önce adını duymadığımdan profesyonel çevrelerde yadırgandığım danışman hocamın ders programımı imzalaması için odasının önünde bekliyordum. Dakikalar saatlere döndü. Babaannem “alışmadık götte don durmaz” der ya zaman geçtikçe üzerime çektiğim laciler bana dar gelmeye başladı. En sonunda ceketi çıkartıp, yakayı bağrı açıp kapının önünde yere oturdum. Daha yaklaşan ayak seslerini duyup kendime çeki düzen vermeme fırsat olmadan, beyaz saçlı, hafif göbekli,  ceketsiz, koyu mavi gömlekli, koridorda galetasını yiyerek yürüyen yaşlıca bir adamla karşılaştım. Dedeme benzeyen adam, koyu mavi gömleğinin daha da ortaya çıkarttığı mavi gözleriyle bana bakarak “Kerem’i mi bekliyorsun kızım?” diye sordu. Bir yandan toparlanıp ayağa kalkmaya çalışırken “Evet hocam” dedim. Kocaman bir kahkaha ile güldü ve “Çok beklersin daha” dedi. Okumaya devam et