Gitmeler üzerine..

Leaving Las Vegas, 1995

Leaving Las Vegas, 1995

Unutmaktan bu kadar korkmasaydım, belki de hiç yazmazdım. Canım yandığında insanlar yanıma gelir, zamandan, zamanla unutacağımdan, unutunca geçeceğinden bahsederler. Bazen unuturum, geçti zannederim; oysa ki aradan bir vakit geçtiğinde, anın duygusunu değil de salt olayı hatırlamaya başladığımda gerçekten geçer.

Çocukluğumun silik anıları arasında, sanki dün başımdan geçmiş kadar berrak bir akşam var. Beş yaşındayım. Cuma akşamı, Eskişehir’de kış. Annem yanıma geliyor “Hadi anneannenlere gidelim mi?” diye soruyor. Nasıl heyecanlanıyorum. Bizim evde yasak olan tüm muzır abur cuburları anneannem bana annemden gizli yedireceği için gözlerim parlıyor. Hem yatma saatim geldiğinde henüz eve dönmemiş olacağımız için fazladan iki saat renkli televizyon izlemek demek, anneannemlere gitmek. Sadece gözlerim açıkta kalacak şekilde paltomun kapşonu takılıp atkı ile sarmalanıyorum. Yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

Reklamlar

Çirkin

Herkesin olduğu gibi benim hayat çizgimde de olayların gidişatını değiştiren ve dünya tarihi ile kıyaslandığında önem derecesi meçhul hayatımda yeni bir çağın başlangıcı sayılabilecek milatlar var. Misal Leonard Cohen konserini dinlemeden öncesi ve dinledikten sonrası, Robert A. Heinlein’nın Yaban Diyarlardaki Yabancı’sını okumadan öncesi ve okuduktan sonrası, tarih sayfalarında ilk sevgilim olarak kendini kayıtlara geçirmiş G..’yle birlikte olmaya başlamadan öncesi ve onu terk ettikten sonrası gibi. Son örnekteki zaman kaymasının sebebi ise aradan geçen yıllardan sonra bahsi geçen şahısla olan hatıralarımın gerçekliğini sorguluyor oluşum ki bu ilerleyen günlerde başka bir itirafnamenin konusu olabilir ama bugün üzerinde durmayalım.

Bu gecemize konu olacak milat ise bir İstanbul hikayesi ve de bir İzmir yüzleşmesi. Cezai ehliyetimi almama daha 5 ay vardı. Sadece yeni bir şehre taşınmakla kalmamış, yeni bir hayata ve hatta yeni bir kimliğe taşınmıştım. Okumaya devam et