Gitmeler üzerine..

Leaving Las Vegas, 1995

Leaving Las Vegas, 1995

Unutmaktan bu kadar korkmasaydım, belki de hiç yazmazdım. Canım yandığında insanlar yanıma gelir, zamandan, zamanla unutacağımdan, unutunca geçeceğinden bahsederler. Bazen unuturum, geçti zannederim; oysa ki aradan bir vakit geçtiğinde, anın duygusunu değil de salt olayı hatırlamaya başladığımda gerçekten geçer.

Çocukluğumun silik anıları arasında, sanki dün başımdan geçmiş kadar berrak bir akşam var. Beş yaşındayım. Cuma akşamı, Eskişehir’de kış. Annem yanıma geliyor “Hadi anneannenlere gidelim mi?” diye soruyor. Nasıl heyecanlanıyorum. Bizim evde yasak olan tüm muzır abur cuburları anneannem bana annemden gizli yedireceği için gözlerim parlıyor. Hem yatma saatim geldiğinde henüz eve dönmemiş olacağımız için fazladan iki saat renkli televizyon izlemek demek, anneannemlere gitmek. Sadece gözlerim açıkta kalacak şekilde paltomun kapşonu takılıp atkı ile sarmalanıyorum. Yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

Reklamlar

Yaş gelmiş 32’ye daha fazla bekleyemem..

Mayıs 2013, Arnavutköy Fotoğraf: Caner Okutan

Mayıs 2013, Arnavutköy
Fotoğraf: Caner Okutan

1988’in Kasım ayıydı. Doğduğum şehir olan Eskişehir’de kış kendini sonbahardan gösterirdi, belki hala öyledir, yıllardır görmedim. Küçük camından mutfak masasına kış güneşin vurduğu bir Kasım günüydü, balkona çıktığında göğsüne ayazın vurduğu bir Pazar günüydü. Babam Pazar günleri dükkanı açmaz, evde bize kahvaltı hazırlardı. Fıstıklı salam kızartırdı, fıstıklı salam pahalıydı o zamanlar, ben çok severdim ama her gün yemeye paramız yetmezdi.

Sonra bir anda evde herkes kayboldu. Boyama kitabımda, yanında Atılgan duran bir He-Man boyuyordum, annem o sabah bana turuncu, sarı ve pembeyi karıştırarak ten rengi yapmasını öğretmişti. Hemen öğrenmiştim, hep çabuk öğrendim. Bitirdiğim resmi göstermek için birini arıyordum, ev bomboştu. Sonra kapı çaldı, “Kim o?” dedikten sonra babamın sesini duyunca kapıyı açtım. Evimizde telefonumuz yoktu o yıllarda, çok kısa bir zaman sonra öğrendim babam bakkal dükkanımıza gidip babaannemleri aramış, altı ay sonra aileye katılacak kardeşimi müjdelemiş.

Babam gelir gelmez, beni aldı, alt komşumuza emanet etti. Boyama kitabım evde kalmıştı, daha kimseye gösterememiştim ten rengi He-Man’i. Altı yaşındaydım, saatlerce babamın beni gelip almasını bekledim. Gelmedi. Saatler, altı yaşındaki bir kız çocuğu için bir ömür kadar uzun olabiliyor. Bekledim. Okumaya devam et

İki Özgür Ruh

Sezen, 2013, Rumeli Hisarı

Sezen, 2013 Ağustos, Rumeli Hisarı

Merhaba, ben Fulsen. Hatırladınız biliyorum; 32’sine doğru, garson ve mutlu kadın. Bir vakit önce boş bir sayfanın önünde çırılçıplak soyundum; siz beni öyle tanıdınız. Hikayedeki boşlukları kendinizce doldurdunuz. Ben mi? Sigarayı bırakıp, tütüne başladım. Yanaklarım kızardı sık sık. Uzun zamandır sesini duymadığım arkadaşlarımla konuştum. Evi temizlemeyi biraz ihmal ettim. Aynalara daha fazla baktım, geçmişteki ‘ben’lerle daha çok konuştum.

Bir zamanlar… Duvardan duvara kütüphanem vardı, bir sabah uyandım tüm kitaplarımı “Bu kitabı okusa ne güzel olur” dediğim insanlara dağıttım.  Yatak odamdan büyük giyinme odam vardı, kıyafetlerimin beşte biri ile yaşabileceğimi kabul edip, kalanını ihtiyacı olanlara dağıttım. Hafifledim. Ama ben de insanım, sahip olma ve biriktirme güdümle hala her gün savaşıyorum. Vazgeçemediğim tek şey ise ‘insanlarım’.

Her birikim ‘bir’ ile başlamaz mı? Okumaya devam et

32’me doğru, garson ve mutlu..

Fulsen TürkerMerhaba, ben Fulsen. Kimileriniz aslımı bilir, kimileriniz bu kağıtlar üzerindeki suretimi.

Evet, ben Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Babam yok. On dört yıldır oğlak burcuyum. Kullandığım her kelimenin anlamını en az yedi kez sorgulamışımdır. Kafein, nikotin ve etanol severim. Uzun yıllar cinsiyetsiz çirkin bir varlık olduğuma inanarak yaşadım. Yirmi yaşıma geldiğimde kadın, yirmi bir yaşıma geldiğimde güzel bir kadın olduğumu keşfettim. Annem yok. Kadınların takdirini kazanıp, erkeklerin hayranlıklarını toplayarak bu yaşıma kadar geldim. Çok güzel hatalarım var, hepsini ayrı ayrı severim. Hatalarımın yarısına sebep cin tonik kadehlerini ise daha çok severim. Bir süredir herkese karşı fütursuzca dürüstüm. Güneşe, sivrisinek ısırığına ve hayata karşı alerjim var. Tüm talihsiz yaşanmışlıklarımın beni hayata karşı daha güçlü kıldığına inandım ve iyi yazabilmek için en kötüsünü yaşamam gerektiğine kendimi inandırdım. Üç kız kardeşim var; ikisinin adı Melek. Kadınlarla konuşmayı, erkeklerle sevişmeyi severim. Okumaya devam et

Çirkin

Herkesin olduğu gibi benim hayat çizgimde de olayların gidişatını değiştiren ve dünya tarihi ile kıyaslandığında önem derecesi meçhul hayatımda yeni bir çağın başlangıcı sayılabilecek milatlar var. Misal Leonard Cohen konserini dinlemeden öncesi ve dinledikten sonrası, Robert A. Heinlein’nın Yaban Diyarlardaki Yabancı’sını okumadan öncesi ve okuduktan sonrası, tarih sayfalarında ilk sevgilim olarak kendini kayıtlara geçirmiş G..’yle birlikte olmaya başlamadan öncesi ve onu terk ettikten sonrası gibi. Son örnekteki zaman kaymasının sebebi ise aradan geçen yıllardan sonra bahsi geçen şahısla olan hatıralarımın gerçekliğini sorguluyor oluşum ki bu ilerleyen günlerde başka bir itirafnamenin konusu olabilir ama bugün üzerinde durmayalım.

Bu gecemize konu olacak milat ise bir İstanbul hikayesi ve de bir İzmir yüzleşmesi. Cezai ehliyetimi almama daha 5 ay vardı. Sadece yeni bir şehre taşınmakla kalmamış, yeni bir hayata ve hatta yeni bir kimliğe taşınmıştım. Okumaya devam et