Yaşlanmaya Başladığım An

Yaslanmaya Basladigim AnÖlümle tanıştığımızda, ben henüz bu dünya üzerindeki yedinci yılımı tamamlamamıştım. O gün neredeyse tanıdığım herkes ağlıyordu. Ben ağlamadım. Oysa okul bahçesinde koşmamam tembihlenmesine rağmen, söz dinlemeyip, düşüp de annemin yeni aldığı beyaz külotlu çorabımı parçaladığım yetmiyormuş gibi, dizimi kanattığım gün nasıl ağladığımı daha dünmüş gibi hatırlıyorum. Ama o gün ağlamadım. Herhalde dizimi kanattığım günkü kadar canım yanmamıştı. O günden sonraki günlerde de ağlamadım. Ta ki bir gün ağlamayışımın toplum içinde –ki toplum o yıllarda ailem ve aile dostlarımızdan oluşuyordu- hoş karşılanmadığını anlayana kadar.

Ölülerin ardından ağlamak gerekirmiş, bu vesileyle öğrendim. Kaybettiğimin ne olduğunu henüz bilmediğim ve çok erken yaşlarda kaybettiğim için ilerleyen yıllarda da hiç öğrenemediğim şeyler için ağlamam uygun görüldüğünden, neye ağladığımı bilmeden ağlamaya başladım. Çocukken ağlamak daha kolaydı.

Yıllar geçti. Birçok ölüme daha şahit oldum ama insanların ölümle kurdukları ilişkiyi hiç çözemedim. Ölüm benim için her zaman, insanın karnının acıkması ya da çişinin gelmesi gibi kadar doğaldı.  Üzerine biraz fazla düşününce tabii ki korkuyordum ölümden. Ben de düşünmemeyi seçtim. Tanrıya olan inançsızlığımı da bu düşüncelere çok fazla zaman ayırmamış olmama verebilirsiniz. Ölüm ile olan bu husumetimiz nedeniyle mümkün mertebe baş sağlığı telefonlarından bile kaçındım, kendimi olabildiğince uzak bir yerde konumlandırmayı özenle tercih ettim.

Bu cümlelerinin sizinle paylaşılmasından tam 59 gün önce, ölümle bir kez daha yüz yüze geldim. (29.06.2013)

Bu dünya üzerinde 80 yılı devirmiş, tamamlayacağı bir işi ya da bir gün daha yaşamak için bir sebebi kalmamış, dili lal olmuş, bedeni ölmeden cesede dönmüş ve uzunca bir müddettir ölümün teşrifi için gözlerini tavana dikerek ‘Allah’ın verdiği canı Allah’ın artık alması için’ dua eden kadın son nefesini yüzüme verdi. Yalnız değildim, teyzem vardı yanımda. Halihazırda orada bulmamın asıl sebebi de zaten o anda teyzemin yalnız olmamasıydı. Hayatımda ilk kez nefessiz bir bedenle karşı karşıydım. Körü ölünce badem gözlü yapamam, söyledim size fütursuzca dürüstüm şu günlerde, merhumeyi pek sevmezdim. Konumuzla ilgisiz ama bu seferki ağlamayışımı meşrulaştırmak için bunu söyleme ihtiyacı duydum. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim, hayır, o an değildi yaşlanmaya başlamadığım an.

***

Bir insan öldüğünde ne yapılır bilmezdim. Öğrendim. Siz de bir kenara not edin, lazım olacağı gün elbet gelecek.

–          Evin bulunduğu ilçe belediyesini arıyorsunuz. Çağrı merkezinde telefonu açacak kişiye ölünüz olduğunu söyleyince, lafı uzatmadan sizi yetkiliye bağlıyor. Adresi ve telefonunuzu veriyorsunuz, belediye yetkilisi bir sağlık memuru ölüm belgesini hazırlamak için 1-1,5 saat içinde eve gelmiş oluyor.

–          Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız Karacaahmet’e başka bir ildeyseniz o ilin mezarlıklar müdürlüğüne o belgeyi götürmeniz gerekiyor.

–          Merhumu yaşadığınız şehirde defnedecekseniz, mezarlıklar müdürlüğü yetkilileri geliyor, naaşı yıkanması için evden alıyor.

–          Şayet naaşı başka bir şehre defnedecekseniz ve yetkilileri bekleyecek zamanınız yoksa ölüm belgesinin bir kopyası karşılığında boş tabutu alıp eve getirebiliyorsunuz.

–          Not: Vefat hastanede gerçekleştiyse bunlarla uğraşmanıza gerek kalmıyor.

Bu sıraladıklarım aslında işin en kolay kısmı. Telefon zinciri ile kulaktan kulağa yayılan haberle insanlar ev dolmadan önce merhumeyi temizlemek bile kolay. Diğer taraftan sonrasını,  merhumeyi sevenlerle ve merhumeyi sevenleri sevenlerin evde toplanmasını takiben gözyaşları ve kahkahalar arasındaki durumu, bir nevi hastalık hali, sinir krizi, ateş nöbeti gibi düşünebilirsiniz.

***

Gece yarısını müteakiben otoban üzeri içilen sigaraların ortak tatsızlığı nezaretinde yollara düştük, dört araba dolusu insan ve bir tabut. Bir gece boyu yolculuk sonrasında çocukluğumun kuzey kutbuna, Sinop’a vardık. Cenaze evini havalandırmak başta olmak üzere yapılacaklar listemdeki görevlerime devam etmem gerekiyordu.

Evin kapısını açtım ve o kokuyu duydum. Hepinizin bildiği o koku işte, her evin kendine has olan o kokusu… Aradan on yıllar geçse bile ve sen o yıllar boyu o evleri adımlamasan bile değişmeyen o koku… O andan sonra evi havalandırmak için mi, yoksa içimin tanımadığım bir yerine dokunarak neredeyse sol gözümü ağlatacak o kokuyu evden çıkartmak için mi bilmiyorum, bir hışım tüm pencereleri açarken, yatak odası kapısının arkasına asılmış tahta bir sırt kaşıyacağı çıktı karşıma. Kokusu değişmese bile mevcudiyeti değişmişti o evin. Hayatın bir cilvesi gibi müteahhide verilmeden önce teyzem gibi, dedem gibi yani ailemizin bir ferdi gibi hayatımda yer kaplayan o müstakil evde geçen sayılı sonsuz anlarım hafızamda canlandı. Tel dolap, erik pekmezi, tavuk altından sıcak yumurta, bahsi geçen o sırt kaşıyacağı, incir ağıcı ve çocukluğum hatta annemin silik bir silueti… Merhumeyi, sadece merhumeyi de değil aslında herkesi sevdiğim o yıllar ve çocukluğum… Bir an gözlerim nemlendi, ağlayacağım sandım, ağlamadım. Hayır, yaşlanmaya başladığım an, o an da değildi.

Günün ilerleyen saatlerinde merhume yıkandı, son kez evine getirildi, tabutunun üzerine seccadeler serildi, dualar okundu ve öğle namazını müteakiben merhum kocasının yanına gömüldü. Eskiden kadınlar cenazeyi defnetmeye gitmezlermiş mezarlıklara, bilmiyordum. Biz gittik. Adını bile bilmediğim birinin mezar taşının yanına oturmuş, sanki bıraksam yıkılacakmış gibi hissettiğim teyzemin elini sıkı sıkı tutuyordum.

Hiç susmayan cırcır böcekleri, vakitsiz öten bir horoz, dilini bilmediğim kelamlar arasında tabutun üzerine toprak atan insanları, o insanların arasında bu hayatta çok sevdiğim insanları izliyordum. İşte onları izlerken bir günün geleceğini ve bu ritüellerin hepsini tek tek onlar için yapacağımı ve bu veya başka mezarlıklara giderek sırayla onları gömmeye başlayacağımı düşündüm. Bundan sonra kaçacak hiçbir yerim yoktu. Zaman geçiyor ve zamanları yaklaşıyordu. Bu görev artık benimdi. Belki bazılarını gömerken ağlayacaktım bile. İşte tam da o anda yaşlanmaya başladım.

Reklamlar

4 thoughts on “Yaşlanmaya Başladığım An

  1. Ne diyeyim ben sana bilemedim.Yaz anasını satayım yaz…….

    90 542 246 35 59 Vodafone numaralı İPhone’numdan gönderildi.

  2. Cenaze anını, ya da öncesini hic böyle yaşamadım…Ya da yasadım ama böyle anlatamadım.Belki bir gün …Anlatabilirim ve yüzleşirim…Eyvallah…

  3. Mrb fulsen yazıların çok güzel psikolojimi olumlu yönde etkiliyor bu yüzden çok teşekkürederim sana ve eğer sana da uygunsa hoş sohbetine talibim…Yıldırım KARAALİOĞLU

  4. yazıların o kadar …. kelime bulamıyorum samimi ve sanki ben yazıyorum ordakileri yada benim hislerimi sen kaleme almışsın gibi. Teşekkürler….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s